Abdullah Çatlı
ABDULLAH ÇATLI ( 1956 - 03 Kasım 1996 )
    Abdullah Çatlı 1956 yılında Nevşehir’de doğdu. Ülkücü militan.1977'de Ülkü Ocakları Ankara İl Başkanı, 25 Mayıs 1978'te de Ülkücü Gençlik Derneği Genel Başkan Yardımcılığı'na seçildi. Çok sayıda siyasi cinayet, bombalama, kahve taranması ve hapsten adam kaçırma olayının düzenleyicisi olmakla suçlandı. 11 Temmuz 1978'de Ankara'da Hacettepe Üniversitesi Öğretim üyelerinden Doç. Dr. Bedrettin Cömert'in öldürülmesi olayının faili olarak Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi'nce hakkında gıyabi tevkif kararı verildi.23 Ağustos 1978'de Sakarya ilinde 06 PD 137 plakalı otonun içinde Ülkücü Nevzat Bor ile birlikte yakalandı ve gözaltına alındı. ÜGD Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun "Ankara'nın her tarafında bomba patlatırız" tehdidi yüzünden serbest bırakıldığı da iddia edildi. Abdullah Çatlı'nın, 9 Ekim 1978'de de Ankara ili Bahçelievler semtindeki 7 TİP'linin katledilmesi olayının planlayıcısı ve baş sorumlusu olduğuna ilişkin tutuklama kararı olayın üzerinden 4 yıl, 4 ay geçmesinden sonra 4 Mart 1982'de çıkartılabildi.1979 yılında İstanbul'a yerleşen ve Hasan Kurtoğlu sahte kimliğini kullanan Çatlı, burada silah ve uyuşturucu kaçakçıları ile yakın ilişkiler kurdu. Emniyet tarafından hazırlanan bir belgede, 16 Mart katliamında kullanılan TNT kalıplarının Çatlı tarafından satın alındığı ettiği ifade ediliyor.Çatlı, İstanbul'da kaldığı dönemde Ağca'nın hapisten kaçma eylemini Oral Çelik ile birlikte organize etti, Milliyet Gazetesi Başyazarı Abdi İpekçinin öldürülmesinden sonra Abdullah Çatlı'nın, Mehmet Ali Ağca ve arkadaşlarına sahte pasaport temin ettiği, hatta Mehmet Ali Ağca, hapisten kaçtıktan sonra Çatlı'nın evinde kaldı. Çatlı, Nevşehir Emniyetinden sağladığı pasaport ile 12 Eylül'ü izleyen aylarda yurt dışına çıktı. Bulgaristan ve Viyana'da bir süre kaldı. 13 Mayıs 1981'de Ağca tarafından gerçekleştirilen Papa Suikastı tertipçilerinden olduğu ileri sürüldü. 22 Şubat 1982'de İsviçre'de Mehmet Saral adına düzenlenmiş sahte pasaport ile yakalandı, ancak serbest bırakıldı. 9 Eylül 1982'de İtalyan kökenli kontra lideri Stafane Deele Chiaie ile birlikte Amerika'da yapılan Dünya Anti Komünistler Birliği toplantısına katıldı iddia edildi. 22 Ekim 1983'de Paris'te MİT ile ilişkiye geçtiği ve ASALA'ya karşı 5 eylemde kullanıldığı MİT resmi belgelerine yer aldı. 22 Ekim 1984'de Paris'te 450 gr. eroin ile yakalandığında üzerinde Hasan Kurtoğlu adına düzenlenmiş bir pasaport vardı. Çatlı, Fransa'da 4,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 16 Eylül 1985'de Papa Suikasti davasında tanık olarak konuştu. Oral Çelik'in suikast ile ilgisi olmadığını, Ağca'nın Bulgar ajanı olabileceğini iddia etti. Çatlı, kısa bir süre sonra Fransa tarafından uyuşturucu kaçakçılığından 7 yıl ceza aldığı İsviçre'ye iade edildi. 21 Mart 1990'da Zug cezaevinden kaçtı. 1993'de Türkiye'ye gelen ve taşıdığı Şahin Ekli adına düzenlenmiş sahte pasaport ile gözaltına alınan Çatlı, aynı tarihte serbest bırakıldı. Yeşilköy havaalanında alınan parmak izleri yıllar sonra Ömer Lütfü Topal'ı öldüren otomatik silahlardan birinin şarjöründe de bulunacaktı. Çatlı'nın 26 Nisan 1996'da Ömer Lütfü Topal ile aynı uçakta Kıbrıs'a gittiği ve aynı otelde kaldıktan sonra 1 Mayıs 1996'da geri döndüğü de kayıtlardan ortaya çıktı. Türkiye'de Mehmet Özbay sahte kimliğini kullanan Çatlı'nın İstanbul'da 6 şirkete ortak olmuş ve ticaret hayatına da atılmıştı. Tansu Çiller'in başbakanlığı döneminde PKK'nın finansmanı olarak görülen Kürt kökenli işadamlarına yönelik operasyonlarda yer aldığı; 15 Mart 1995'de Azarbeycan'da düzenlenen darbenin organizasyonunda yer aldığı; Tarık Ümit'in kaçırılıp öldürülmesi olayını düzenlediği; ilişki içinde olduğu Özel Harekatçı Polisler ile birlikte Ömer Lütfü Topal cinayetini gerçekleştirdikleri; Mehmet Ali Yaprak'ı fidye almak için kaçırdığı; devletin çeşitli resmi belgelerinde ifade edilmektedir. Çatlı, 3 Kasım 1996'da Balıkesir'in Susurluk ilçesi yakınlarında geçirdiği trafik kazasında öldü. Üzerinde Mehmet Özbay adına düzenlenmiş sahte kimlikler, yeşil pasaport, ruhsatsız silah ve ceket cebinde bir miktar kokain bulunuyordu. Yapılan otopside kanında kokain maddesine rastlandı. 5 Kasım 1996'da Nevşehir'de yapılan cenaze törenine, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, Drej Ali olarak tanınan Ali Yasak ve bazı Ülkücü Gruplar ile yaklaşık olarak 4500 kişilik bir topluluk katıldı. Türk bayrağına sarılı tabutu Necdet Ersan Mezarlığına defnedildi.
1968 defa okunmuştur..
                                                                                                kaynak:Türk Yiğitleri

ABDULLAH ÇATLI’ NIN HAYATI 2
Nevşehir'de 1956 yılında doğdu. 1977 yılında Ülkü Ocakları Ankara İl Başkanı, 1978'de Ülkücü Gençlik Derneği (ÜGD) Genel Başkan Yardımcısı oldu. Çok sayıda siyasi cinayet, bombalama, kahve tarama ve hapisten adam kaçırma gibi olayların örgütleyicisi olarak suçlandı. 25 Ağustos 1978'de Sakarya'da Nevzat Bor ve Mustafa Pehlivanlıyla birlikte gözaltına alındı. İstanbul'a götürülen Çatlı, daha sonra serbest bırakıldı. Ankara polisi tarafından tekrar gözaltına alınan Çatlı, tekrar serbest bırakıldı.

  Çatlı, ÜGD Genel Başkan Yardımcısı olduğu dönemde, ÜGD'nin yerine Ülkü Yolu Derneği'ni Nevşehir'de kurdu. 11 Temmuz 1978'de Ankara'da işlenen Doç. Dr. Bedrettin Cömert cinayetinin faili olarak arandı. Çatlı, daha sonra İstanbul'a yerleşerek Hasan Kurtoğlu sahte kimliğiyle yaşadı ve birçok eyleme karıştı. Bu dönemde, silah ve uyuşturucu kaçakçılarıyla yakın ilişki kurdu. Mehmet Ali Ağca'nın Maltepe Askeri Cezaevi'nden kaçırılması olayının organizasyonunda yer aldığı, Ağca'yı evinde sakladığı ileri sürüldü. 12 Eylül'den sonra Nevşehir Emniyet Müdürlüğü'nden sağladığı sahte pasaportla yurtdışına çıktı. 13 Mayıs 1981'de Ağca tarafından gerçekleştirilen Papa suikastının düzenleyicileri arasında yer aldığı öne sürüldü. 22 Şubat 1982'de İsviçre'de Mehmet Saral adına düzenlenmiş bir pasaportla, Mehmet Tarol adına düzenlenmiş sahte pasaport kullanan Oral Çelik ve Durmuş Unutmaz adına düzenlenmiş sahte pasaport kullanan Mehmet Şener'le birlikte yakalandı. Çatlı serbest bırakılırken, Mehmet Şener tutuklandı.
ASALA ve Papa

  MİT'in resmi belgelerinde, 22 Ekim 1983'te Paris'te MİT'le temasa geçtiği ve ASALA'ya karşı beş ayrı eylemde yer aldıktan sonra 24 Ekim 1984'te uyuşturucuyla yakalandığı gerekçesiyle ilişkisinin kesildiği yer aldı. 22 Ekim 1984'te Paris'te 450 gram eroinle yakalandığı için Fransa'da 4.5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu dönemde Papa suikastını kendisinin planladığını, Oral Çelik'i bulabileceğini, bildiklerinden dolayı iki kez öldürülmek istendiğini, serbest kalmak garantisiyle herşeyi anlatabileceğini söyledi. Ancak mahkemede verdiği ifadede söylediklerini reddetti. Uyuşturucu bulundurmak suçuyla yedi yıl ceza aldığı İsviçre'ye iade edildi. Bu dönemde Türkiye'nin iade talebi, idamla yargılandığı gerekçesiyle Fransa tarafından reddedildi. 21 Mart 1990'da İsviçre Bostadel Cezaevi'nden kaçtı.

  Türkiye'ye gizlice geldikten sonra Şahin Ekli ismiyle kullandığı pasaportun sahte olduğunun anlaşılması üzerine 1993'te Yeşilköy Havalimanı'nda gözaltına alındı ancak serbest bırakıldı.


İşadamı Mehmet Özbey



  Çatlı, 3 Ekim 1994'te İstanbul'da yabancı plakalı kaçak durumdaki araç ile yakalandı ve Mehmet Özbey kimliğiyle çıkarıldığı savcılık tarafından kayden işlem yapılarak serbest bırakıldı. Abdullah Çatlı'nın Mehmet Özbay sahte kimliğiyle Baysa İnşaat, GSC Tekstil Ürünleri, Limon Lokantacılık, Japet Et Mamülleri, Sultan Tekstil ve Gülden Tekstil adlarında altı şirkette ortaklığı olduğu ortaya çıktı. Çatlı; Mehmet Özbay, Mehmet Özbey, Abdullah Çatalı, Abdullah Çaltı, Mehmet Saral, Hasan Dağarslan, Hasan Kurtoğlu ve Şahin Ekli sahte isimlerini kullanıyordu.
  Çatlı, 3 Kasım 1996'da Susurluk'ta meydana gelen bir trafik kazasında, DYP Milletvekili Sedat Bucak, polis şefi Hüseyin Kocadağ ve sevgilisi Gonca Usun da içinde bulunduğu bir arabada öldü. Çatlı'nın üzerinden dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'ın imzasının bulunduğu silah taşıma belgesi ve yeşil pasaport çıktı. Çatlı'nın otopsi raporunda ölmeden önce kokain kullandığı belirlendi.

                                                                     Kaynak: Kurtlar vadisi web

SUSURLUK KRONOLOJİSİ
1996
3 Kasım : Balıkesir'in Susurluk ilçesi yakınlarında saat 19:30 'da meydana gelen trafik kazasında İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ, Mehmet Özbay sahte kimlikli Abdullah Çatlı ve Melahat Özbay sahte kimlikli Gonca Us ölürken; DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Edip Bucak yaralandı.
4 Kasım : 06 AC 600 plakalı Mercedes'de içinde uyuşturucu olduğu iddia edilen bir paket, 2 MP-5 otomatik tabanca, Sedat Bucak adına kayıtlı Sig Sauer ve Kocadağ'a ait Baretta marka ruhsatlı silahlar, Irak yapımı Tarık marka ve 22 milimetrelik Baretta marka iki tabanca, Özel Tim tarafından kullanılan bol sayıda mermi ve iki adet susturucu çıktı.
5 Kasım : Abdullah Çatlı'nın Türk Bayrağına sarılı cenazesi, Nevşehir'de toprağa verildi. Aralarında İnterpol'ün kırmızı bültenle aradığı Haluk Kırcı ve BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun da bulunduğu çok sayıda ülkücünün katıldığı cenaze töreninde dağıtılan bildiride "Yıllar var ki ülkemiz örtülü bir savaş içinde. Çatlı bu savaşta yan tuttu. Yan tutmakla kalmadı, risk aldı, bedel verdi. Kılıç gibi savaştı, onurlu bir ömür sürdü. Hakka yürüdü." deniliyordu.
6 Kasım : İçişleri Bakanı ve DYP Elazığ Milletvekili Mehmet Ağar kendisine yöneltilen suçlamalara karşılık "Ödülüm bu mu olacaktı" dedi.
8 Kasım : Mehmet Ağar, kızının sağlık sorunlarını sebep göstererek görevinden istifa etti. İçişleri Bakanlığına DYP İstanbul Milletvekili Meral Akşener getirildi.
12 Kasım : Siyasi partilerin, Devlet-Mafya-Polis ilişkilerin ve Susurluk kazasından sonra ortaya atılan iddiaların araştırılması için verdikleri "Meclis Araştırma Komisyonu açılması yönündeki önerge" TBMM Genel Kurulunda oy birliği ile kabul edildi.
14 Kasım : Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz, kumarhaneler kralı Ömer Lütfi Topal'ın öldürülmesi ile ilgili belge ve bilgilerin devletin elinde bulunduğunu ileri sürdü.
Mehmet Ağar, Ağar Çatlıyı tanıdığı iddiasını reddetti.
15 Kasım : Sedat Bucak tedavi edildiği İ.Ü. Tıp Fakültesi Hastanesinden gece saat 03:00 sıralarında taburcu edildi.
20 Kasım : İstanbul DGM Savcısı Ahmet Gürses, Bucak'ın resmi korumaları Ayhan Çarkın, Oğuz Yorulmaz, Mustafa Altınok, Enver Ulu ve Ercan Ersoy'un ifadelerini aldı.
Bucak, olay günü kaza yerine ilk gelenlerden biri olan Gözcü Gazetesi muhabirlerinden Mehmet Şehirlioğlu'na verdiği demeçte, arabada bulunan silahların kendisine ve adamlarına ait olduğunu söyledi.
21 Kasım : Bucak HBB Televizyonunda kendisiyle canlı olarak yapılan röportajda Kocadağ'ın Çatlıyı gerçek kimliği ile tanımadığını belirtti ve hakkındaki iddialara karşılık "bana yargısız infaz yapılmak isteniyor" dedi.
24 Kasım : Mesut Yılmaz Almanya gezisi sonrasında program dışı olarak Macaristan'a gitti. Budapeşte Hilton Otelinde kalan Yılmaz, kimliği belirsiz   bir kişinin saldırısına uğradı.
26 Kasım : TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu çalışmalarına başladı.
DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, meclis grubunda "Bir ülke uğruna, bir millet uğruna, devlet uğruna kurşun atan da, kurşun yiyen de bizim için saygıyla anılır, onlar şereflidirler..." dedi.
27 Kasım : Budapeşte'de Yılmaz'a saldıran kişinin Veysel Özerdem adlı bir ülkücü olduğu ortaya çıktı. Özerdem Yılmaz'ı Çatlı aleyhine söylediği sözlerden dolayı yumrukladığını açıkladı.
4 Aralık : MHP Genel Başkanı Alpaslan Türkeş, Susurluk'ta bir araya gelenlerin beraberliğinde yadırganacak bir şey olmadığını belirtip, "devletin kendi menfaatleri içinde gizli servislerin çalışmaları da var. Bu üç kişi belki onun için bir araya gelmiştir." dedi.
5 Aralık : İçişleri Bakanı Meral Akşener, İstanbul Emniyet Müdürü Kemal Yazıcıoğlu, Özel Harekat Daire Başkan vekili İbrahim Şahin, İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Bilgi Ünal ile Topal cinayetine adı karışan ve Bucak'ın korumalığını da yapan Özel Harekat Tim Memurları Ercan Aksoy, Adnan Çarkın ve Oğuz Yorulmaz'ı görevlerinden uzaklaştırdı.
Jandarma Kriminal Dairesi, Abdullah Çatlı'nın üzerinde çıkan Emniyet Uzmanı belgesinin sahte, ancak belgedeki Mehmet Ağar imzasının gerçek olduğunu açıkladı.
    İçişleri Bakanı Meral Akşener, Emniyette Topal cinayeti ile ilgili şok bir operasyon düzenledi. İstanbul Emniyet Müdürü Kemal Yazıcıoğlu, Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim Şahin, İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Bilgi Ünal ile cinayete karıştığı iddia edilen Bucak’ın korumaları Özel Harekat Tim Memurları Ercan Ersoy, Ayhan Çarkın, Oğuz Yorulmaz görevlerinden uzaklaştırıldı.
8 Aralık: İçişleri eski Bakanı ve DYP Elazığ Milletvekili Mehmet Ağar, “ Abdullah Çatlı’nın Emniyet Genel Müdürlüğünde uzman olarak çalıştığı ve kendisine yardımcı olunması ricasını” içeren belgedeki imzanın sahte olduğunu iddia etti.
Ağar’ın dokunulmazlığına ilişkin olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı fezleke Adalet Bakanlığına gönderildi. Adalet Bakanı Şevket Kazan, fezlekenin Ceza İşleri Genel Müdürlüğünce incelendiğini bildirdi.
13 Aralık: Adalet Bakanlığı Ağar’ın dokunulmazlığının kaldırılması talebi ile gönderilen fezlekeyi, “dosyada eksiklikler bulunduğu” gerekçesi ile iade etti.
16 Aralık: Ağar’ın dokunulmazlığının kaldırılması için fezleke hazırlayan Ankara Cumhuriyet Savcısı Nihat Artıran, fezlekenin yeniden hazırlanması görevinin başsavcıya verilmesine tepki göstererek soruşturmayı yürütme görevinden çekildi.
Dilek Örnek, İstanbul Atatürk Havalimanına içinde 25 milyar lira bulunan bir çantayı sokarken yakalandı.
18 Aralık: İçişleri Bakanı Meral Akşener, “Yazıcıoğlu bana değil ANAP Lideri Yılmaz’a bilgi verdi ve Çatlı’nın parmak izini beş buçuk ay sakladı. Soruşturma biterse kendisini Rize’ye vali yapacağım böylece ona yakınlığı tescillenir” dedi.
20 Aralık: Bakanlar Kurulu kumarhanelerin kapanmasını kararlaştırdı.
22 Aralık: Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, TBMM’de temsil edilen siyasi parti liderlerini Susurluk’ta meydana gelen trafik kazası sonrasında ortaya atılan iddiaları görüşmek üzere Çankaya Köşkünde topladı.
23 Aralık: Atatürk Havalimanında içinde 25 Milyar lira değerinde dövizle Türkiye’ye giriş yaparken yakalanan Dilek Örnek ile İran uyruklu bir kişi çıkarıldıkları DGM’de tutuklanırken; Özel Harekat Daire Başkan Vekili İbrahim Şahin’in yakın koruması ve şoförü Ayhan Akça serbest bırakıldı.
24 Aralık: Mesut Yılmaz TBMM Susurluk Araştırma Komisyonuna 4 saat süreyle bilgi verdi.
26 Aralık: TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu 3 saat süreyle MİT görevlisi Mehmet Eymür’ü dinledi.
İçişleri Bakanı Meral Akşener, haklarında muhtelif gıyabi tutuklama kararları bulunan suç faillerine yardım ve yataklık yapmak iddialarıyla haklarında soruşturma yürütülen 7 emniyet mensubunu görevden aldı.
27 Aralık: İstanbul valisi Rıdvan Yenişen ve İstanbul Emniyet eski Müdürü Kemal Yazıcıoğlu TBMM Susurluk Araştırma Komisyonuna bilgi verdiler.
Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Ankara Cumhuriyet Savcısı Nihat Artıran hakkında inceleme başlattı.
30 Aralık: Meral Akşener tarafından açığa alınan İstanbul Kemal Yazıcıoğlu’nun yerine Ankara Emniyet Müdürü Ramazan Er’in “geçici görevle” atandığını bildirdi.
1997
8 Ocak: TBMM Susurluk Araştırma Komisyonunda bilgi veren Korkut Eken, “devlet ülkücü ile de, solcu ile de işbirliği yapar” dedi.
TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu İbrahim Şahin’i dinledi.
10 Ocak: Başbakanlık teftiş Kurulu aralarında Ağar ve Bucak’ın da bulunduğu 35 kişi için suç duyurusunda bulunulmasını istedi.
Teftiş Kurulu Başkanı Oduncu hazırlanan raporu Başbakana sundu.
11 Ocak: Adalet Bakanı Kazan raporda Çiller Özel Örgütü ve devlet içindeki çete tespit edilemediğini açıkladı.
İstanbul eski Emniyet Genel Müdürü Necdet Menzir önemli açıklamalarda bulundu.
13 Ocak: Adalet Bakanı Kazan raporda çete yok şeklindeki sözlerinden vazgeçti.
17 Ocak: Susurluk kazasında ölen Abdullah Çatlı’nın telefonları İstanbul DGM tarafından incelemeye alındı.
22 Ocak: DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Bucak, TBMM Susurluk Araştırma Komisyonunda ifade verdi.
23 Ocak: Gazetelerde Özel Timci-Bucak-Çatlı ilişkilerini belgeleyen fotoğraflar yayınladı.
28 Ocak: Özel Timci Ziya Bandırmalıoğlu, İstanbul DGM önünde tutuklanacağını anlayınca kaçtı.
30 Ocak: TBMM Susurluk Araştırma Komisyonunda konuşan Oral Çelik “ASALA’yı biz çökerttik” dedi.
1 Şubat: Tüm yurt genelinde SÜREKLİ AYDINLIK İÇİN BİR DAKİKA KARANLIK Eylemleri başlatıldı.
4 Şubat: Topal’ı öldürmekle suçlanan 3 özel timci cürüm işlemek için çete oluşturmak iddiası ile tutuklandı.
5 Şubat: Emniyet İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı Hanefi Avcı TBMM Susurluk Araştırma Komisyonuna bilgi verdi.
12 Şubat: Aydınlık için Karanlık Eylemine RPlilerden gelen tepkiler kamuoyunda rahatsızlık yarattı.
21 Şubat: İbrahim Şahin’in yurtdışına kaçtığı iddia edildi.
Mehmet Ağar Elazığ’da parti lideri gibi karşılandı.
1 Mart: Dündar Kılıç, TBMM Susurluk Araştırma Komisyonuna bilgi verdi.
7 Mart: Aralarında İbrahim Şahin ve Korkut Eken’in de bulunduğu 10 kişi hakkında dava açıldı.
11 Mart: İbrahim Şahin Teslim oldu.
16 Mayıs: TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu hazırladığı raporu tamamladı.
27 Mayıs: TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu raporu mecliste görüşülecek.
30 Haziran: ANAP, DSP ve DTP koalisyonunun oluşturduğu 55. Hükümet Cumhurbaşkanının onayı sonrası göreve başladı.
23 Temmuz: Susurluk Davasında ikinci duruşması yapıldı.
26 Temmuz: Meral Çatlı eşinin öldürüldüğünü iddia etti.
13 Ağustos: Başbakan Mesut Yılmaz, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş’ı Susurluk konusunda bir raporu hazırlamakla görevlendirdi.
13 Eylül: Davanın kilit isimlerinden Şahin, Akça ve Bandırmalıoğlu tahliye edildi.
16 Eylül: Çok geniş yetkilerle görevlendirilen Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş DGM’ye iki mektup hazırladı.
14 Kasım: Ahmet Özal 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın çete tarafından zehirlenmiş olabileceğini iddia etti.
1998
22 Ocak: Başbakan Mesut Yılmaz Kutlu Savaş’ın hazırladığı raporu katıldığı bir televizyon programında kamuoyuna açıkladı.



30 EYLÜL 2004 PERŞEMBE GÜNLÜ GAZETELERDEN
YARGI HABERLERİ
Görevlerini suiistimal etmekle suçlanıyorlar
Ersümer ve Çakan, Yüce Divana 2 Kasım'da çıkacak
ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Eski Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanları Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan 'ın 2 Kasım Salı günü Yüce Divanda yargılanmalarına başlanacak. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerinin uygulanacağı yargılamada, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı iddia makamında bulunacak. Davanın ilk oturumuna sanık Ersümer ile Çakan'ın sorgularıyla başlanacak. Anayasa Mahkemesi dün yaptığı toplantıda, eski Enerji Bakanları Cumhur Ersümer ile Zeki Çakan'ın
Yüce Divan'a sevkine ilişkin dosyaların ön incelemesini yaptı. Yüksek Mahkeme Başkanvekili Haşim Kılıç toplantının ardından yaptığı açıklamada, bir soru üzerine bu süreçte TBMM'nin Raporu'nun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na ve sanıklara gönderileceğini söyledi.
Ersümer ve Çakan'ın Yüce Divan'a sevkini öngören TBMM Kararı'nda, bakanlıkları döneminde görevi suiistimal ettikleri ve kamu zararına yol açtıkları belirtiliyor.
Bucak'ın mahkemeye sunduğu 'çok gizli' ibareli belgeler bir dönemin kirli ilişkilerini sergiliyor
Devlet sırrı çeteye emanet
Çatlı'nın çantasından çıktı Bucak, kazadan sonra, Mehmet Özbay takma adlı Abdullah Çatlı'nın çantasından aldığı ''çok gizli'' mühürlü evrakları 8 yıl sakladıktan sonra mahkemeye sundu. Evraklar arasında Mehmet Özbay'a yabancı bir ülke başbakanı tarafından imzalanmış bir belge ile gizli istihbarata verilmek üzere Korkut Eken tarafından daktiloda yazılmış 21 sayfalık bir belge de bulunuyor
ÖZGÜR ERBAŞ /CUMHURİYET
Susurluk davasında hakkında verilen beraat kararı Yargıtay tarafından ''ceza alması gerektiği'' gerekçesiyle bozulan eski DYP Şanlıurfa milletvekili Sedat Bucak , kazanın ardından Mehmet Özbay sahte kimlikli Abdullah Çatlı 'nın çantasından aldığı ''çok gizli'' mühürlü belgeleri 8 yıl aradan sonra mahkemeye sundu. Bucak, ''Bu belgeler çok gizli devlet sırları içerdiği ve okunması devlete zarar vereceği için bugüne kadar hiçbir yerde söylemedim'' dedi. Belgelerin arasında Çatlı'nın telefon defterinden, istihbarat raporlarına kadar gün ışığına çıkmamış evraklar bulunuyor.
İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davaya Bucak korumalarıyla birlikte geldi. Adliyede görev yapan polisler ve Sedat Bucak'ın korumaları gazetecilerin görüntü almasına engel olmaya çalıştı.
Yeniden beraat istendi
Yargıtay'ın bozma kararına karşı diyecekleri sorulan Bucak'ın avukatları, mahkemenin tekrar beraat kararı vermesini isteyerek ''Yargıtay iddianamede dahi yer almayan olayları bozmaya esas almıştır'' dediler. Avukatlar, mahkemeye Susurluk'la bağlantılı diğer mahkemelerde verilen ifadeleri sundular. Mahkeme Başkanı'nın ara kararını yazdırmaya başladığı sırada Bucak yanında getirdiği zarfın içindeki toplam 21 sayfalık ''devlet sırrıyla ilgili'' ibaresi taşıyan belgeleri mahkemeye sundu. Sunduğu belgeleri Susurluk kazasında Mehmet Özbay'ın (Abdullah Çatlı) çantasından aldığını belirten Bucak, ''Ben bunu 8 yıldır saklıyordum. Zarfın üzerinde çok gizli yazıyordu. Açıp okuduğumda, devlet sırları olduğunu gördüm. Bunların okunması devlete zarar verebilir. Bu yüzden hiçbir yerde söylemedim'' dedi.
'Çok sayıda pasaport vardı'
Mahkeme Başkanı zarfın içinden, Sakıp Sabancı tarafından 1994 yılında ''Mehmet Özbay'a en içten dileklerimle'' şeklinde imzalanan ''Değişen ve Dönüşen Türkiye'' isimli kitabın çıktığını tutanağa geçirdi. Başkan ayrıca, kitabın içinde Korkut Eken , Sedat Bucak ve Abdullah Çatlı'nın birlikte yemek yerken çekilen fotoğraf ile orgeneral rütbesindeki askerler ile Çatlı'nın birlikte çekilmiş fotoğraflarının çıktığını belirtti. Mahkeme Başkanı'nın Çatlı'ya ait 2 tane adres ve telefon defterinin görüldüğünü, defterde ''seçkin kişilerin telefon ve adreslerinin bulunduğunu'' belirtmesi üzerine de Bucak, ''Bunlar benim de sürekli yanında gördüğüm defterlerdir. Ayrıca pek çok pasaport vardı, ancak ben bir tanesini getirdim'' dedi. Mahkeme Başkanı , Özbay'a yabancı bir ülke başbakanı tarafından imzalanmış bir belge ile gizli istihbarata verilmek üzere Eken tarafından daktiloda yazılmış 21 sayfalık bir belgenin görüldüğünü belirtti. Mahkeme Heyeti, belgelerin mahkeme kasasında saklanmasına ve avukatların sunduğu delillerin incelenmesine karar vererek duruşmayı erteledi.
Sedat Bucak 8 yıl sonra hatırladı
3 Kasım 1996'da Susurluk yakınlarında meydana gelen kazadan yaralı olarak kurtulan Sedat Bucak, tedavisinin ardından Gözcü gazetesine verdiği röportajda, ''olaylara ilişkin hiçbir şey hatırlamadığını'' söyledi. Bucak, kendine ait otomobilin gizli bölmelerinden çıkan silahların da kime ait olduğunu hatırlamadığını söylemişti. Sedat Bucak ''Susurluk davasının'' görüldüğü İstanbul DGM'de verdiği ifadede ise ''silahların kendisine ait olmadığını, bunların Abdullah Çatlı'ya ait olabileceğini'' belirtmişti. Bucak ''Benim bu silahlara ihtiyacım yok. Benim korumalarımın yeterince silahı var'' diyerek silahların kime ait olduğuna ilişkin net bir bilgi vermekten kaçınmıştı. Milletvekili dokunulmazlığı nedeniyle hâkim karşısına çıkmayan Bucak'ın 3 Kasım seçimlerinde seçilememesi üzerine dosyası İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi. Mahkemede beraat eden Bucak hakkındaki karar, Yargıtay tarafından, birlikte yargılandığı kişilerin ceza aldığı anımsatılarak ''suç işlemek için teşekkül oluşturmak ve bunun yöneticiliğini yapmak'' suçundan ceza alması gerektiği belirtilerek bozuldu
HÜRRİYET
İSTANBUL 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Ahmet Ulucak, Sedat Bucak’ın verdiği zarfın içinden çıkanları tek tek zapta şöyle geçirdi:


1994’te Sakıp Sabancı’nın Mehmet Özbay adına imzaladığı, ‘Değişen ve Dönüşen Türkiye’ adlı kitabı. Bucak’ın, Abdullah Çatlı’nın gerçek kimliğini bilmediğini kanıtlamak için Sabancı’nın Mehmet Özbay adına imzalanmış kitabı mahkemeye delil olarak sunduğu öne sürüldü.

Bir adres defteri, fihrist,

Mehmet Özbay’ın (Abdullah Çatlı) fotoğrafı bulunan pasaport. Mahkeme kaynaklarına göre, bu pasaport İsveç’e ait.

Küçük bir zarf içinde Korkut Eken tarafından daktiloyla yazılmış 21 sayfalık belge,

Yabancı bir ülkenin Başbakanı’ndan Mehmet Özbay için imzalanmış bir belge ile fotoğraflar. Bu belgenin Türkiye’nin Londra Başkonsolosluğu tarafından imzalanmış bir belge olduğu ortaya çıktı.

Güney doğuda savaşan askerlerin fotoğrafları. Fotoğraflar Mahkeme Başkanı tarafından ‘Korkut Eken, Mehmet Özbay ile Sedat Edip Bucak yemek yedikleri sırada, ayrıca rütbeli askerlerle Mehmet Özbay konuştuğu sırada çekilmiş fotoğraflar, bu fotoğraflardaki askerlerin orgeneral rütbesi taşıdıkları görüldü’ zapta geçirilirken Bucak, ‘Fotoğraflar bana ait’ dedi.

Korgeneral olabilir

SUSURLUK davasından mahkum edilen tek kişi olan emekli Yarbay Korkut Eken, eski Milletvekili Sedat Bucak’ın mahkemeye verdiği belgeler konusunda Saygı Öztürk’ün sorularını yanıtladı:

Milletvekili Sedat Bucak ve Abdullah Çatlı ile nerede fotoğraf çektirdiniz?

Benim Abdullah Çatlı ile özel olarak birlikte çekilmiş bir fotoğrafım yok. Ancak, Siverek’te komutanlarımızın da bulunduğu bir yemekte çekilmiş fotoğrafım olabilir. Sanıyorum Bucak’ın mahkemeye verdiği fotoğraf da o olsa gerek.

Mahkemeye verilen fotoğraflarda, bazı generallerin de Abdullah Çatlı ile fotoğrafları olduğu belirtildi.

Bildiğim kadarıyla Çatlı’nın orgenerallerle çekilen bir fotoğrafı yok. Askerlerin bulunduğu fotoğrafta yanlış hatırlamıyorsam bir korgeneral bulunuyordu.

Fotoğraf nerede çekildi?

Fotoğraf dağda askeri fotoğrafçı tarafından çekildi. Orada niçin bulunduğumuzu da tahmin edebilirsiniz.  
SAVCILIĞA SUÇ DUYURUSU YAPTI
Emekli subay Naksakis, iki eski MİT’ çiyi suçluyor
Naksakis, PKK ile Yunanistan'ı temasa geçirdiği için öldürmeye çalışıldığını ileri sürdü.
ATİNA (AA) - Terör örgütü başı Abdullah Öcalan 'ın Yunanistan'a getirilmesinde başrolü oynayan emekli deniz subayı Andonis Naksakis , 2 eski Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) yetkilisi aleyhine dava açmak için savcılığa başvurdu. Atina Haber Ajansı (ANA), Naksakis'in dava dilekçesinde, kimlikleri açıklanmayan 2 eski MİT yetkilisinin, Yunanistan ile Öcalan ve terör örgütü PKK arasında temas sağladığı gerekçesiyle, 1996 yılında kendisini öldürtmeye teşebbüs ettiklerini öne sürdüğünü duyurdu. Ajans, Naksakis'in tanık olarak, Yeni Demokrasi Partisi (YDP) milletvekilleri Stelyo Papatemelis , Panayotis Kammenos ve Öcalan'a Kenya yolculuğunda eşlik eden eski Yunan Gizli Servisi Ajanı Savaş Kalenderidis 'i, kendisini hedef aldığını iddia ettiği öldürme girişiminin tanıkları olarak gösterdiğini kaydetti. ANA, savcılığın Naksakis'in başvurusunu değerlendirdikten sonra dava açılıp açılmamasına ilişkin karar vereceğini de belirtti. (kaza resmi)
İşte Abdullah Çatlının sırları
06 Ekim 2004 10:33  
Abdullah Çatlı, 8 yıl sonra Sedat Bucak’ın mahkemeye verdiği belge ve fotoğraflarla gündeme geldi. Star, Çatlı ile ilgili bütün sırları kardeşi Zeki Çatlıdan öğrendi.
Abdullah, İpekçinin öldürüldüğünü duyduğunda çok kızdı. Lider kadrodan olduğu için hep onun adı ortaya atıldı. Ağca’yı yurt dışına abim kaçırdı ama cinayetle ilgisi yoktu’
     
     Susurluk kazasında yaşamını yitiren Abdullah Çatlının adı, 8 yıl sonra Sedat Bucak’ın mahkemeye verdiği belge ve fotoğraflarla gündeme geldi. Çatlının generaller de dahil, kamu görevlileriyle birlikte fotoğrafları da kasaya kilitlendi. Kimisinin ‘Kahraman’ olarak nitelediği Abdullah Çatlının kardeşi Zeki Çatlı, ağabeyine ilişkin bilinmeyenleri star’a açıkladı. İşte Zeki Çatlının söyledikleri:
     
     Hep susmayı tercih ettiniz. Bu söylenen ve yazılanlara karşı sözünüz ne?
     
     n Abimle ilgili konuşanların çoğu 12 Eylül öncesinin ideolojik saplantılarından kaynaklanan öç alma duygusuyla hareket ettiler. Onlara göre abim çete mensubu. Bana göre ise vatan için savaşan bir kahraman.
     
     Tüm iddialar bir yalan mı?
     
     n Acılarla dolu bir dönemin bütün faturasını ödetmeye çalışıyorlar. Zamanında onu görünce saygıdan düğmelerini ilikleyen ya da korkudan sokak değiştirenler, kazadan sonra bol bol ahkam kestiler. Buna bazı üst düzey siyasilerde dahil.
     
     Bucak kader arkadaşıydı
     
     Sedat Bucak’ın mahkemeye sunduğu belgelerden haberiniz var mıydı?
     
     Abimin içinde bazı önemli belgeleri taşıdığı açık kahverengi bir çantası vardı. Kaza sırasında muhtemelen bu çanta her zaman olduğu gibi yanındaydı. Sedat Bucak’ın abimle kader birliği yapmış bir insan olarak elinde olan bir takım bilgi ve belgeleri kendini koruma refleksi adına mahkemeye veya başka bir yere sunma hakkına haiz olduğunu düşünüyorum.
     
     Yani Bucak’ın böyle davranmasının sizce herhangi bir sakıncası yok...
     
     Yok çünkü bu insanlar gerektiğinde ölümü paylaştılar.
     
     Peki neden 8 yıl bekledi?
     
     Bucak’ta da devlet terbiyesi olduğu için kanımca bugüne kadar bunları vermemek için dişini sıktı, ama iş son haddine gelince gene de gizli kalması şartıyla mahkemeye sunmaya mecbur kaldı.
Ağca’yı yurtdışına kaçırdı
     
     Generallerin de yer aldığı fotoğrafları siz daha önce görmüş müydünüz?
     
     Vatan için kurşun atanlar, hainleri yok etmek isteyenler, başta kahraman Mehmetçik ve onların komutanlarıyla, değerli emniyet mensuplarının yoluyla elbette başka bir şekilde bu yolda koşan abim gibi insanlarla kesişecektir. O nedenle beraber fotoğraf çektirmelerinden daha doğal bir şey yok.
     
     Ama abiniz aranan bir isim!
     
     O çok önemli değil. Çünkü üniformalı veya üniformasız, resmi yada gayri resmi olsunlar amaçları aynı. Vatan için canını ortaya koymak.
     
     Abdullah Çatlı’nın adı geçtiğinde ilk akla gelen Bahçelievler katliamı. Size bu olayla ilgili neler anlatmıştı?
     
     Bahçelievler olayıyla bir ilgisinin olduğunu hiç sanmıyorum. Zaten kendisi bir keresinde bu işe karışmadığını söylemişti. Başkanlık makamındaki bir kişinin öyle bir olaya gireceğine hiç ihtimal vermiyorum. Yazılanların hiçbirisi doğru değil. 12 Eylül öncesinin en karanlık sayfalarından olan bu acı olayın bugüne kadar doğru dürüst araştırıldığını sanmıyorum.
     
     Peki mahkeme tutanakları...
     
     İşkenceyle alınmış ifadelere ne kadar inanabilirsiniz ki!
Ya İpekçi suikastı?
     
     Bu olaya karışması bir yana İpekçinin öldürüldüğünü duyunca çok kızdığını ve öyle şeylere gerek olmadığını söylediğini biliyorum.
     
     Madem abinizin ilgisi yok öyleyse neden bu olaylara hep adı karıştı?
     
     Lider kadrodan olmasının bunda payı olduğunu düşünüyorum. Herkes kafasına göre bir senaryo yazıyor. Ve en uygun rollere de abimin ismini yazdılar. Hayali senaryolara karşı nasıl bir cevap verilebilir ki!
     
     Ağca’yla ilişkisi yok muydu yani?
     
     12 Eylül darbesinden sonra biz bir an önce yurt dışına çıkması için baskı yaparken o önce arkadaşlarının kaçması için çalışıyor, ‘kimseye herkesten önce Çatlı kaçtı dedirtmem’ diyordu. Yurt dışına kaçmasını sağladığı arkadaşlarından birisi de evet Ağca’dır. Ağca’ya bizzat pasaport sağlayan ve onu yurtdışına kaçıran kişi abimdir.
     
     Ağca’nın abinizin gözündeki farkı neydi? İpekçi suikastıyla ilgisi var mı?
     
     Hayır hayır hiçbir ilgisi yok. Ağca abim için sadece aranan herhangi bir ülkücüydü. Yoksa kaçırdığı tek kişi o değildi.
     
     Ama yolları daha sonra Papa suikastında kesişti!
     
     Papa olayında abimin hiçbir katkısı olmadığı gibi mahkemede de Ağca’yı çok sert bir şekilde azarlamıştır. Hatta abim hakimin ‘sen bunun Türkiye’den kaçmasına yardımcı oldun. Papayı öldürseydi burdan da kaçmasına yardımcı olur muydun’ şeklindeki sorusuna ‘hayır önce Ağca’yı ben vururdum’ diye cevap vermiştir.
     
     Bir yıl Nevşehir’de saklandı
     
     Ağca’yla ne zaman tanışmışlar?
     
     Ağca’nın kaçması sırasında. Ondan önce bir tanışıklıkları yok.
     
     Kaçmasına yardım ettiği bir kişiyi daha önce tanımaması tuhaf değil mi?
     
     Ağca’nın bir özelliği yok ki abim için. Sadece yardıma ihtiyacı olan herhangi bir ülküdaşı. Özel ilişki aramanın anlamı yok.
     
     Ağca’nın Maltepe Askeri Cezaevi’nden kaçırılmasında rolü yok muydu?
     
     Var da demiyorum, yok da. Onu sadece bilmesi gerekenler biliyordur.
     
     Kim onlar?
     
     Hiçbir bilgim yok.
Abiniz ne zaman yurtdışına çıktı? Yengeniz TBMM Susurluk Komisyonu’na ‘darbeden 20 gün sonra’ demişti.
     
     Hayır o bilgi yanlış. 20 gün değil 1 yıl sonra, 1981’de. Çünkü abim tüm kaçak arkadaşlarının sağ salim yurtdışına çıkmasını sağladıktan sonra ancak kendisinin ülkeyi terk edeceğini düşünüyordu. Ama bıçağın kemiğe dayandığını düşündüğü, ülkede rahatça gezemediği ve yakınlarına darbe yönetimince yapılan baskı dozunu artırdığı zaman ülkeyi terk etti. 81’in kurban bayramını bizimle geçirdikten sonra gitti.
     
     1 yıl boyunca nerelerde sakladı?
     
     En az Nevşehir olmak üzere çeşitli vilayetlerde tanıdıklarının yanında.
     
     Yurtdışına hangi yollardan çıktı?
     
     Net bir bilgim yok.
     
     Yalnız mıydı? Eşi ve çocukları...
     
     Tekti. Onlar sonra yanına gittiler.
     
     Trenden atlayarak kaçtı
     
     İlk gittiği ülke neresiydi?
     
     Avusturya’dan başladı, sonra İsviçre ve Fransa’ya geçti. İngiltere’ye geçme teşebbüsü olmuş ama başaramamış. Bir ara polis cebindeki kimliği ve paraları alıp yanına da 2-3 güvenlik mensubunu katarak trene bindirip yollamış. Ama abim trenden atlayarak onları Yugoslavya’da atlatıyor ve arkadaşlarını arayarak kendisini almalarını söylüyor. Sonra başka ülkelere geçiş yapıyor.
     
     Abinizin yurt dışında ilk zamanlardaki yaşamı hakkında neler biliyorsunuz? Örneğin geçimini nasıl sağladı?
     
     Tarlada, benzincide çalışmış
     
     İlk yıllarda bir kaç kez babam para gönderdi. Abim oradaki tanıdıklardan para alıyordu, onların yakınlarına da biz buradan paralarını veriyorduk. Bir nevi takas yani.
     
     Kendisi bir işte çalışmadı mı?
     
     Bir benzinlikte tanker yıkarken ve tarlalarda çalışırken kendisini görenler var. Yani öyle lüks içinde bir yaşamı falan yok.
     
     SEDAT Bucak’ın Susurluk davası kapsamında geçen hafta mahkemeye sunduğu delilleri hatırlattığımız Zeki Çatlı, abisinin vatan mücadelesine birlikte çalıştığı generaller ve emniyet görevlileriyle birlikte fotoğrafının olması çok doğal olduğunu söyledi. Kayıp günlük iddiasını hatırlattığımız Zeki Çatlı şunları anlattı;
     
     ‘Hayır kayıp bir günlüğünün olduğunu sanmıyorum. Abim öyle oturup günlük yazacak kadar romantik bir insan değildi. Zaten zamanı da yoktu. Günlük değil ama abimin bütün ilişki ve dostluklarını not ettiği bir not defteri vardı. O yüzden abimi tanımadıklarını söyleyenler biraz daha dikkatli konuşsunlar...’

İşte Abdullah Çatlı'nın sırları
06 Ekim 2004 10:33
Abdullah Çatlı, 8 yıl sonra Sedat Bucak’ın mahkemeye verdiği belge ve fotoğraflarla gündeme geldi. Star, Çatlı ile ilgili bütün sırları kardeşi Zeki Çatlı'dan öğrendi.
Abdullah, İpekçinin öldürüldüğünü duyduğunda çok kızdı. Lider kadrodan olduğu için hep onun adı ortaya atıldı. Ağca’yı yurt dışına abim kaçırdı ama cinayetle ilgisi yoktu’
     
     Susurluk kazasında yaşamını yitiren Abdullah Çatlının adı, 8 yıl sonra Sedat Bucak’ın mahkemeye verdiği belge ve fotoğraflarla gündeme geldi. Çatlı’nın generaller de dahil, kamu görevlileriyle birlikte fotoğrafları da kasaya kilitlendi. Kimisinin ‘Kahraman’ olarak nitelediği Abdullah Çatlı’nın kardeşi Zeki Çatlı, ağabeyine ilişkin bilinmeyenleri star’a açıkladı. İşte Zeki Çatlı’nın söyledikleri:
     
     Hep susmayı tercih ettiniz. Bu söylenen ve yazılanlara karşı sözünüz ne?
     
     n Abimle ilgili konuşanların çoğu 12 Eylül öncesinin ideolojik saplantılarından kaynaklanan öç alma duygusuyla heraket ettiler. Onlara göre abim çete mensubu. Bana göre ise vatan için savaşan bir kahraman.
     
     Tüm iddialar bir yalan mı?
Acılarla dolu bir dönemin bütün faturasını ödetmeye çalışıyorlar. Zamanında onu görünce saygıdan düğmelerini ilikleyen ya da korkudan sokak değiştirenler, kazadan sonra bol bol ahkam kestiler. Buna bazı üst düzey siyasilerde dahil.
     
     Bucak kader arkadaşıydı
     
     Sedat Bucak’ın mahkemeye sunduğu belgelerden haberiniz var mıydı?
     
     Abimin içinde bazı önemli belgeleri taşıdığı açık kahverengi bir çantası vardı. Kaza sırasında muhtemelen bu çanta her zaman olduğu gibi yanındaydı. Sedat Bucak’ın abimle kader birliği yapmış bir insan olarak elinde olan bir takım bilgi ve belgeleri kendini koruma refleksi adına mahkemeye veya başka bir yere sunma hakkına haiz olduğunu düşünüyorum.
     
     Yani Bucak’ın böyle davranmasının sizce herhangi bir sakıncası yok...
     
     Yok çünkü bu insanlar gerektiğinde ölümü paylaştılar.
     
     Peki neden 8 yıl bekledi?
     
     Bucak’ta da devlet terbiyesi olduğu için kanımca bugüne kadar bunları vermemek için dişini sıktı, ama iş son haddine gelince gene de gizli kalması şartıyla mahkemeye sunmaya mecbur kaldı.
     
     Ağca’yı yurtdışına kaçırdı
     
     Genarellerin de yer aldığı fotoğrafları siz daha önce görmüş müydünüz?
Vatan için kurşun atanlar, hainleri yok etmek isteyenler, başta kahraman Mehmetçik ve onların komutanlarıyla, değerli emniyet mensuplarının yoluyla elbette başka bir şekilde bu yolda koşan abim gibi insanlarla kesişecektir. O nedenle beraber fotoğraf çektirmelerinden daha doğal bir şey yok.
     
     Ama abiniz aranan bir isim!
     
     O çok önemli değil. Çünkü üniformalı veya üniformasız, resmi yada gayri resmi olsunlar amaçları aynı. Vatan için canını ortaya koymak.
     
     Abdullah Çatlı’nın adı geçtiğinde ilk akla gelen Bahçelievler katliamı. Size bu olayla ilgili neler anlatmıştı?
     
     Bahçelievler olayıyla bir ilgisinin olduğunu hiç sanmıyorum. Zaten kendisi bir keresinde bu işe karışmadığını söylemişti. Başkanlık makamındaki bir kişinin öyle bir olaya gireceğine hiç ihtimal vermiyorum. Yazılanların hiçbirisi doğru değil. 12 Eylül öncesinin en karanlık sayfalarından olan bu acı olayın bugüne kadar doğru dürüst araştırıldığını sanmıyorum.
     
     Peki mahkeme tutanakları...
     
     İşkenceyle alınmış ifadelere ne kadar inanabilirsiniz ki!
     
     Ya İpekçi suikastı?
     
     Bu olaya karışması bir yana İpekçinin öldürüldüğünü duyunca çok kızdığını ve öyle şeylere gerek olmadığını söylediğini biliyorum.
     
     Madem abinizin ilgisi yok öyleyse neden bu olaylara hep adı karıştı?
     
     Lider kadrodan olmasının bunda payı olduğunu düşünüyorum. Herkes kafasına göre bir senaryo yazıyor. Ve en uygun rollere de abimin ismini yazdılar. Hayali senaryolara karşı nasıl bir cevap verilebilir ki!
     
     Ağca’yla ilişkisi yok muydu yani?
12 Eylül darbesinden sonra biz bir an önce yurt dışına çıkması için baskı yaparken o önce arkadaşlarının kaçması için çalışıyor, ‘kimseye herkesten önce Çatlı kaçtı dedirtmem’ diyordu. Yurt dışına kaçmasını sağladığı arkadaşlarından birisi de evet Ağca’dır. Ağca’ya bizzat pasaport sağlayan ve onu yurtdışına kaçıran kişi abimdir.
     
     Ağca’nın abinizin gözündeki farkı neydi? İpekçi suikastıyla ilgisi var mı?
     
     Hayır hayır hiçbir ilgisi yok. Ağca abim için sadece aranan herhangi bir ülkücüydü. Yoksa kaçırdığı tek kişi o değildi.
     
     Ama yolları daha sonra Papa suikastında kesişti!
     
     Papa olayında abimin hiçbir katkısı olmadığı gibi mahkemede de Ağca’yı çok sert bir şekilde azarlamıştır. Hatta abim hakimin ‘sen bunun Türkiye’den kaçmasına yardımcı oldun. Papayı öldürseydi burdan da kaçmasına yardımcı olur muydun’ şeklindeki sorusuna ‘hayır önce Ağca’yı ben vururdum’ diye cevap vermiştir.
     
     Bir yıl Nevşehir’de saklandı
     
     Ağca’yla ne zaman tanışmışlar?
     
     Ağca’nın kaçması sırasında. Ondan önce bir tanışıklıkları yok.
     
     Kaçmasına yardım ettiği bir kişiyi daha önce tanımaması tuhaf değil mi?
     
     Ağca’nın bir özelliği yok ki abim için. Sadece yardıma ihtiyacı olan herhangi bir ülküdaşı. Özel ilişki aramanın anlamı yok.
     
     Ağca’nın Maltepe Askeri Cezaevi’nden kaçırılmasında rolü yok muydu?
     
     Var da demiyorum, yok da. Onu sadece bilmesi gerekenler biliyordur.
     
     Kim onlar?
     
     Hiçbir bilgim yok.
     
     Abiniz ne zaman yurtdışına çıktı? Yengeniz TBMM Susurluk Komisyonu’na ‘darbeden 20 gün sonra’ demişti.
     
     Hayır o bilgi yanlış. 20 gün değil 1 yıl sonra, 1981’de. Çünkü abim tüm kaçak arkadaşlarının sağ salim yurtdışına çıkmasını sağladıktan sonra ancak kendisinin ülkeyi terk edeceğini düşünüyordu. Ama bıçağın kemiğe dayandığını düşündüğü, ülkede rahatça gezemediği ve yakınlarına darbe yönetimince yapılan baskı dozunu artırdığı zaman ülkeyi terk etti. 81’in kurban bayramını bizimle geçirdikten sonra gitti.
1 yıl boyunca nerelerde sakladı?
     
     En az Nevşehir olmak üzere çeşitli vilayetlerde tanıdıklarının yanında.
     
     Yurtdışına hangi yollardan çıktı?
     
     Net bir bilgim yok.
     
     Yalnız mıydı? Eşi ve çocukları...
     
     Tekti. Onlar sonra yanına gittiler.
     
     Trenden atlayarak kaçtı
     
     İlk gittiği ülke neresiydi?
     
     Avusturya’dan başladı, sonra İsviçre ve Fransa’ya geçti. İngiltere’ye geçme teşebbüsü olmuş ama başaramamış. Bir ara polis cebindeki kimliği ve paraları alıp yanına da 2-3 güvenlik mensubunu katarak trene bindirip yollamış. Ama abim trenden atlayarak onları Yugoslavya’da atlatıyor ve arkadaşlarını arayarak kendisini almalarını söylüyor. Sonra başka ülkelere geçiş yapıyor.
     
     Abinizin yurt dışında ilk zamanlardaki yaşamı hakkında neler biliyorsunuz? Örneğin geçimini nasıl sağladı?
     
     Tarlada, benzincide çalışmış
     
     İlk yıllarda bir kaç kez babam para gönderdi. Abim oradaki tanıdıklardan para alıyordu, onların yakınlarına da biz buradan paralarını veriyorduk. Bir nevi takas yani.
     
     Kendisi bir işte çalışmadı mı?
     
     Bir benzinlikte tanker yıkarken ve tarlalarda çalışırken kendisini görenler var. Yani öyle lüks içinde bir yaşamı falan yok.
     
     SEDAT Bucak’ın Susurluk davası kapsamında geçen hafta mahkemeye sunduğu delilleri hatırlattığımız Zeki Çatlı, abisinin vatan mücadelesine birlikte çalıştığı generaller ve emniyet görevlileriyle birlikte fotoğrafının olması çok doğal olduğunu söyledi. Kayıp günlük iddiasını hatırlattığımız Zeki Çatlı şunları anlattı;
     
     ‘Hayır kayıp bir günlüğünün olduğunu sanmıyorum. Abim öyle oturup günlük yazacak kadar romantik bir insan değildi. Zaten zamanı da yoktu. Günlük değil ama abimin bütün ilişki ve dostluklarını not ettiği bir not defteri vardı. O yüzden abimi tanımadıklarını söyleyenler biraz daha dikkatli konuşsunlar...’

                                                           DERLEYEN:         RBİ AJANS
                                                                                                                                    NEVŞEHİR
 
SEO by Artio